Bölüm - 2
Gecenin
ilerleyen saatleri altın fıçının gürültüsünü yavaş yavaş bastırmakta idi. Böri
bir yandan müşterilerle ilgilenip bir yandan da tüccarın neden kendisiyle konuşmak
istediğine anlam vermeye çalışıyordu. Ne konuşmak istiyordu? Neden benle? Altın
fıçı hanı sakinleşmiş muhafızlar , paralı askerler yavaş yavaş hanı terk etmeye
; kışlalarına istirahat için dönmeye başlamıştı. Böri hanı toparlamış, yerler
için paspas ve kova almak için mutfağa yönelmişti. Talu bugün ki yoğunluktan
memnun kalmış olacak ki keyif piposunu yakıp dinarlarını saymak için tezgahının
arkasına yerleşmişti. Talu dinar kesesini sallayarak: “Bugün ki hasılat iyi.
Askerlerin eve eli dolu gelmesine en çok ben seviniyorum. Ya sen Böri?” Böri:
“Askerleri bilmemde Boğaç'ı gördüğüme sevindim.” Talu: “Ne zevk alıyorsun şu
adamla konuşmaktan anlamıyorum. Çok konuşan zevzek bir asker.“ Böri gülerek: “
Anlattığı çoğu şeyin doğruluğu şüpheli olsa da beni dostu olarak görmesi hoşuma
gidiyor.” Talu piposundan derin bir duman çekerek: “Evlat bu hayatta en iyi
dost bildiğim ve beni yarı yolda hiç bir zaman bırakmayan paradır. Diğerleri
pek umurumda değildir.” Böri : “Peki ya babam? Babam senin için dost mu idi?”
Talu ağzındaki pipoyu tezgaha koyar donuk bir ifade ile: “Bak evlat. Bugün ki kaytarmanın
cezası ahırda yatmak. Kızım Evin tüccarın geldiğini haber etmeseydi hanımda müşterilere
ne sunacaktım? Tüccar akıllı adamış ki hanı bulabilmiş. Önceki salak tüccar
gibi canımı sıkma işine koyul. “ Talu'nun bir anda asabileşmesine anlam
veremeden mutfağa yönelir. Mutfaktaki duman ve yemek kokusu dağılmış bulaşıklar
üst üste yığılmış ocaktaki ateş köz halini almaya başlamıştı. Börte bulaşıkların
başında kızı Evin ise bugünden kalan yemekleri kilere kaldırmaktaydı. Evin: “Ne
oldu kaytarmak için bir delik bulamadın mı? Babamın verdiği cezaları sonuna
kadar hak ediyorsun. “ Böri sesini yükselterek: “İşine baksana sen! “ Evin' de
sesini yükselterek: “Sen mi bana işimi öğreteceksin!” Mutfaktaki bağrışmalar
duyan Duran( Talu’nun büyük oğlu.) mutfağa hızlı adımlarla girerek: “Ne bu bağrışmalar?
Müşterileri rahatsız edeceksiniz. Böri sen kim oluyorsun ki kız kardeşime bağırıyorsun!
“ Bu bağrışmaları birbirine vurulan tencere sesleri bastırır. Börte elindeki
tencereleri sağa sola atarak hepimize dışarıyı işaret eder. Derin bir
sessizlikten sonra herkes işinin başına yönelir. Börinin yadigar kova ve paspasıyla
hanın bir güzel yerlerini temizleyip bugün ki yatağı olacak ahıra yönelir. Dışarıya
çıktığında hava hafif rüzgarlı gökyüzündeki ay adeta bir inci gibi şehrin
sokaklarını aydınlatıyordu. Böri kafasını kaşıyarak nerde yatacağını planlarken
aklına tüccarın at arabası gelir. Merdivenin yanına koyduğu battaniyesini
alarak arabanın arkasına kıvrılır. Güneş doğmuş horozlar ötmeyi bırakmıştı. Tüccarın
eski gıcırdayan arabası pek rahat olmasa da dünün yorgunluğunu atmasına yardımcı
olmuştu. Böri uyanır uyanmaz ilk iş tüccarın yanına gider. Uykunun verdiği
sersemliği üstünden hala atamamıştır. Tüccarın odasının kapısı kapalıdır. Böri
kapıyı tıklatır: “ Öngün beyim sabah oldu bir şeye ihtiyacınız var mı? “ Tüccardan
bir yanıt gelmeyince Böri içeri girer. Odanın içerisi sabah güneşi ile dolmuş ,
toz taneleri havada uçuşmaktaydı. Tüccar yorganın altına kıvrılmış, yüzü
terlemiş ve kızarmıştı. Tüccar inleyen bir sesle : “Günaydın evlat. Galiba
hastalandım. Buranın soğuğu bana fazla geldi ama yaşlı vücudum buna dayanacaktır.
Gelmen iyi oldu ben de seni bekliyor idim. Dün de bahsettiğim gibi senle bir şey
konuşacağım. Eskiden yani satron savaşı olmadan önce ailemle burada Karahan
devletinin surları içerisinde yaşıyor idik. Babam Darhan Toyan üçyüz kişilik
bir taburu yöneten kumandan idi. Kardeşim ve beni Karahan devletinin
içerisindeki güç çekişmesi ve entrikalardan korumak için asker olmamızı hiç
istemedi. Genç yaşımda ne kadarda kanım deli aksa da babamın emirlerinin önüne
geçemedim. Kardeşim Barla babamı dinlemedi. Soyun dinine kendini adamış bir genç
olmuştu. Babam askerleri ne kadar sevmez ise Karahandaki şamanlardan da bir o
kadar nefret ederdi. Kardeşim ve babamın arasında anlaşmazlıklar büyüyüp yerini
kavga ve küfür e bırakınca babam hayatta tek önem verdiği ailesini bu diyardan
uzaklaştırmak olduğuna karar verdi. Şehirden herkesten habersiz ayrılacağımız
gece bir grup şaman ve askerler evimizi basıp kardeşimi bizden ayırdılar. Kardeşim
den uzun bir zaman haber alamadık. Bizlerde Başkurt devletine sığınıp kendimize
bir hayat kurduk. Babam evladının zorla alıkonulmasının açısına birkaç yıl
dayana bildi ve şimdi buraya mallarımı getirmeden önce kardeşimin hala sağ olduğunu
öğrendim. Kardeşimi soyun dinindeki bilgisi ve karakterini keşfedince onun arkıl
olup olmadığını anlamak için şehrin tepesindeki Bonin yanar dağına atmışlar. Bu
olaydan inanılması güç ama sağ çıkmış ve evlat o gece ailesi yerine fikirlerini
seçen kardeşime babamın bize tek bıraka bildiği yüzüğü kardeşime iletmeni
istiyorum. Ben vermek isterdim ama kardeşimin önceki tanıdığım bildiğim kişi
olmamasından korkuyorum “ diyerek avcunda tutuğu yüzüğü Börinin avcuna sıkıştırır.
Böri : “ Beyim, sizi tanımam etmem. Benden istediğiniz şey ailenizle alakalı ki
; ben sadece han da çalışan birisiyim bu işi lütfen başkasına yaptırınız. “ Tüccarı
: “ Böri, Karahan devletinde kardeşimden başka tanıdığım kimse yok. İstemeyerek
de olsa bu zanaat bana bir şeyler kattı, insanların bakışından iyi birisimi kötü
birisimi ayırt edebiliyorum ve gönül rahatlığı ile senin bu işi layığıyla
yerine getireceğine inanıyorum. “ Böri : “ Beyim güveniniz için sağ olun ama bu
işi nasıl yapacağımı dahi bilmiyorum.” Tüccar öksürerek : “ Buradan..... Lonca
başkanına ulaşmaya..... Onlar.....” Böri tüccarın kendine gelmesi için bir kase
su içirir. İhtiyarın durumu kötüye gidiyormuş gibi gözükse de gözlerinin
içindeki inancı okuna biliyor idi. Uzun süre öksürdükten sonra ihtiyar kendini
toparlayıp uzandığı yerden kalkıp duvara yaslanır. Tüccar : “ Evlat ben bir tüccarım,
tanıdığım insan çok olsa da güvenebileceğim çok az insan vardır. Senin
gözlerindeki temiz yürekliliği gördüm. Şehrin merkezinde tüccar loncasını bul
ve ona ismimi söyle, o sana yardımcı olur.” Yastığının altından bir kese altın çıkarır
ve Böri’ye doğru fırlatıp ekler : “ Ola ki bir zorluk çıkarırlarsa harcamaktan
çekinme , geri kalanı zaten senin hakkındır.” Böri bir elindekilere bakarak
uzun düşüncülere dalmış odayı derin bir sessizlik kaplamıştır. Tüccarın
halsizliği ve yorgunluğu yüzünden okuna biliyordu. Böri kararlı bir ses tonu
ile : “ Bu işi oldu bilin beyim! “ deyip hızlı adımlarla kapıya doğru yönelir.
Hızlıca merdivenleri inerek kendini sabah güneşinin yeni ısıtmaya başladığı
sokağa atar.
İsmail
Bademci
İnst:
İsmail_bademci
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder