31 Aralık 2022 Cumartesi

 


                                                          Kızıl Tuğlalar

                                                      “Hikaye Gerçektir”

Bazı kişilerin gerçek isimleri değiştirilmiştir. Onların asla riayet etmedikleri kişilik hukukuna riayet edilecektir.

Önce travmanın altyapısana yani evvelline gitmek gerek Flavio Mişvarin ilk okula Hürriyet şairinin ismi olan taş binada (N. K. İlkokulu)  başlamıştır.

İlk öğretmeni Perikan Tütüncüydü, katı disiplinli ve moderndi. Bu öğretmen tahta kalın cetvelle döverdi Flavio ve arkadaşlarını.

İlk baskılar böyle başlamıştı. Sıra dayakları, hudutsuz darplar 6 ve 7 yaşlarında karşısına çıkmaktaydı.

Sınıftaki arkadaşları ilk 5 senesi olan ilk öğretimde tiyatroya mükemmel eğilimliydi. Şehir tiyatrolarındaki oyunlarımız ailelerimiz ve izleyicileri müthiş keyif verirdi. Bazı arkadaşları yirmi veya otuz sayfaları bulan rolleri kağıtları ezberlerlerdi. Özellikle soypaçacı soyadlı sınıf arkadaşı çok başarılıydı. Ceren, Handegül ve diğer arkadaşları da çok iyiydi.   Epik sahneler çok gurur verici olurdu. Flavio yani bana,  böyle kurtuluş savaşı gösterisinde düşen rol düşman askeri olmuş ve baş kahraman ceren arkadaşımız elleri bağlı düşman askeri olan 3 arkadaşımıza “yaşasın turkey” dedirtti sadece rolüm bu  iki kelime idi. Bu akılda en bariz olanıdır. Sonraları bu hadiseyi düşününce vatanist duygularıma neden kalıcı yara bırakmadı onu bulamadım. Galiba çocuk olduğum içindir. Bu konuda iyiydik sıralar çekilir rol kağıtları çıkarılır. Hatta oyun günlerinde perikan hanımın babası makyajımızı yapardı. O yaşlarda sahne arkası heyecan vs. çok ilginç anılarla doludur.

Flavio yani flavio derken beni anlayın.

Flavio ilk okulda çok başarısızdı. Hatta sınıfta garip sesler çıkarıyor diye ailesine dahi şikayet edilmişti.

Sınıfta Flara (Faruk) adlı arkadaşı öğretmene kalın tahtadan mezura ile zor dövüyor diye öğretmenimize inceden kalına ucunda yuvarlak ip olan sopa hediye etti ne kadar zekice değil mi? Yani bu sopayı ailesinin bilgisi dışında kesinlikle veremez diye düşünüyorum o yaşlarda bir çocuk.

İşte zamane aileleri  

Aile baskısı birde öğretmen tarafından şiddet o dönemin itiraz edilmez meşru politikasıydı. Efsane dayaklar yerdik ama hiç ağlamazdık. Sadece yanaklarımız kızarık usul usul köşemize çekilirdik.  Parmaklarındaki alyanslar eşliğinde yenilen tokatlar, çekilen saçlar ve çöp kutusunda tek ayak cezalar bunlara maruz kalınan yaş 7,8 ve 9 birde avuçların şişmesi unutulmazdır.

İlkokuldaki müdürümüz Yaşar Övünç Bey mandolin çalardı. Hatıralar arasında çok belirgin durmaktadır.

Kozalakla top oynarlardı. Hep zilden sonra gelip her seferinde sıradayağı yenirdi.

5 sene genel itibariyle tembel sıra olan kapı sırasında oturdum. Bir kere orta sıraya fakat en iyilerin olduğu öğretmene yakın pencere sırasına falivo yani ben hiç oturmadım

Flavio için okul ve eğitim ile bağı işte böyle grileşti. Eminim kendiside daha fazlasını anlatmayı istemeyecektir.

İşte Flavio Mişvarin yani ben kimliğime, kendime, çocukluğuma ve gençliğime yabancıyım.

Orta okul Flavio için çok daha kötüdür. Okul hayır sever Busime Özdereli ‘nin adını taşıyorudu.

 Sınıfta kaldım ozaman öğrenci geçsinmi - kalsınmı diye aileye mektup gönderilirdi. Karneyi vermezlerdi. İlk iki sene o utanç mektubunu götürdüm.

İlk matematik öğretmeni Sebahat tektaştır. İlk kez onda bir kız öğrencinin kafasının tahtaya vuruluşunu flavio sınıf arkadaşları ile seyretmişti.

Orta okul ikideki matematik öğretmeni ise kafaya yumruk atmayı tercih ederdi. İşte kendi evlatlarına pamuk olan bu eğitimcilerin; ayrımcı, niteliksiz ve beceriksiz eğitim şekli ki bu anlatılanlar anlatılmayanların yanında hiçtir. Şimdi hayata flavionun neden tutuk, neden umutsuz, neden korkak, neden bazen asabi oluşunun sebeplerini size bırakıyorum.

O yaşların bu kadar kırık dökük olmaması gerekirdi diye düşünüyorum.

3 sene orta okul dönemindeki en kalıcı vaka ise resim hocasından yediği efsane dayak beklide bu zamana kadar yapmış olduğu en iyi tablo olarak kalacaktır. Flavio nun babası Marmara güzel sanatlar mezunu olmasına rağmen kendisi resim çizmek bırakın (şimdilerde değişmiş olabilir sanata bakış açısı) resimlerden nefret eder.

Belki haklıdır resim hocası attığı dayakta fakat dozu o kadar fazla olamamalıydı. İnanın flavio nun gözünden yaş dahi akmadı. Arkadaşları bu dayak karşısında şoke olmuştu, tokatlar sağlı sollu ve çok efsaneydi. O kadar talebinin karşısında sanki Mişvarinin hayatına tokat atıyordu. 

Öyle yada böyle bir kızdan hoşlandı. Şimdi o kişi evli, babası ilahiyatçıydı. Aradan yirmi sene geçmiş vay be!  Hoşlandığı kız en iyi arkadaşı Fatihin ismini koluna yazıp öperek gösteriyordu. Ne diyim çocukluk işte.

Eski sevdalarından artık hoşlandığı kişi diye bahsedeceğiz. Artık  o şahısların hiçbirisi kendisi için bir kıymet ifade etmemektedir.

Aileyi anlatmayacağım. O da çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Şimdi bir soru soralım: Sizce Flavio Mişvarin Aşık olabilirmi?

El cevap: Asla! Bir boktan daha değersiz görmektedir kendini.

Kierkegaard’ın Korku ve titreme kitabı kendisi için mi yazılmıştır?

El cevap: Hayır! Asla bir bok için yazılmaz öyle kitaplar

Çocukluktan kalanlar;

Çocukluğunda Flavionun en sevdiği Pokemon charmanderdır. Bir de Snoopy çizgi filmine bayılır.

Snoopy’yi hoşlandığı kız için yazdığı kitapçıkta belirtmiştir

Flavio Fenerbahçelidir.

O yıllara ait bariz anılardan biri michael schumacher’in david coulthard’ı geçtiği Ferrari F1 yarışını canlı tv de izlerken zıplaya zıplaya heyecanlanmasıdır. 

Şimdi bile bazen kırmızı Ferrari oyuncak f1 arabalarıyla oynamaktadır.

Schumacher seni seviyorum sen de çılgın korsan jack ve lapacı aynı zamanda snoopy gibi benim kahramanımsın. Şu an duyamıyorsun .

O kadar çok vaka var Mişvarin yazamıyor.

Flavio bazen hiçbir şey yapmamanın en doğru yöntem olduğunu biliyor.

Ruhunu dinlemek, her neyse o içindeki sesiyle konuşur. Karanlığın öbek öbek üzerine geldiği zamanlarda içindeki kurtuluş, özgürlük narasında değil sessizliğe esir olurdu.

Flavio Mişvarin çocukken çok yaramazdı. Bir yerde içindeki sevgiyi tanrısızlaştırdılar.

Noktadan evrene nasıl her şey bir çekim halinde, şu masanın içindeki bu kadar atomun amacı nedir? Evet mişvarin sen – ben bazen cevapsız sorularda boğuldun. Neden bu kadar hücre, elektron doğada birleşmekte veya bozunmakta? İşte sen böyle yapa yalnızken büyüksün.

Sen küçükken çok sevip izlediğin aslan kral çizgi filmindeki simba yı taklid edip derste garip sesler çıkarıp yadırgandığında hiç bilmeyecekleri kilimanjaro dağının tanrısısın. İçindeki o küçük sevginin yeri orasıdır.

Ruhlarımız da yapayalnız yükselmiyor mu göğe? Güneşe çıplak gözle bakma teşebbüsünde yalnız ben mi denedim? Aslında sadece bize hayat vermiyor. Çok sessiz gidiyoruz ölüme, arkasında bir şeyler bırakılan memleket özlenmez mi? Mişvarin yarın gölgene dönüp onunla bir konuşmaya çalış, gerçekten o senmisin? Bir gün içindeki nokta sevgi; sınırları olmayan bir yerde yürüme imkanı verir mi? Ne Jung’un personası ne cioran’ın umutsuzluğu senin gölgenle oynadığın kadarıyla oynayamaz. Biliyorum bazen dönüp o duvara baktığında gölgen o duvarın melodisini mırıldanıyor. Unutma mişvarin o duvarda bir takım bileşenlerden oluşuyordur.

Mişvarin yani ben! Yani sen, ben ve herkes saklanıyor karanlığın arkasına, bakıyorsun çocukluk arkadaşların evlenmişler, çocukları olmuş, büyümüşler kocaman olmuşlar, sadece sen çocuk kaldın. Sen çok kırıldın ve kırdın. Bir kafenin teras katından dışarıya bakıp incecik yağan karı seyrediyordu. Nokta gibi yağan karın yere temasını ve kısık rüzgarın toz gibi süpürdüğünü gözlemlemektedir. Gökyüzü berrak, yağan ince karın akıbetine tezatlık vakfediyordu

Ölmek her gün ölmek ister mi insan.

Tabutun içinde sırtüstü götürüldüğünüzü düşünün gidiyorsunuz bilinmez o yalnızlığa

Son 1 sene içerisinde yaşadıklar flavio’nun cinnetin sınırlarını nasıl zorladığının bir göstergesidir. Yaşamayı mı ölmeye mi direnmek mutsuzluğun teorisini en acı bestesiyle yazmak. İşte bu zihinsel acıyı bütün uzuvlarıyla zerre  zerre taşımak. Kentavious , Eskibey ve Flavio aslında bunların hepsi bir hiç aslında bunların hepsi bir ben’dir. Flavionun hikâyesi gerçekte yaşanmış bir sen bir bendir. Yapayalnız çıktığımız mağaranın içinden yapayalnız gideceğimizin farkına bir varabilsek.  flavio benim çocukluk çözümlemem bir dinleyin, isimlerin şahitlerin hepsi küçük değişikliklerle gerçektir. Kimse flavio kadar incinmesin artık verin flavionun hükmünü diri diri gömülsün

Mişvarin yalnızlığın sofrasına oturduğunda Aka Gündüz Kutbay dinlenmez mi? Bir gece oturduğunda hareketsiz nesneleri dahi canlandıran cecilia bartoli dinlerken Osmanlının Venedikli aşığı gibi olmadınmı? Ve ağzından her sabah çıkan aynaya baktığında kendine nefret söylemini kaç kere dillendirdin.

Flavio küçükken simak-ı ramih içinde doğmak isterdin. Nasılda rahatın kaçık şimdi değilmi?

Flavio da belirtisi süreç içerisinde gösteren konuşmada aksaklık ciddi problem oluşturmuştu. Davranışsal belirtilerde kompulsif bozuklukta gözlemlenmektedir. Sosyal etkinliğini azaltmış sürekli mix maxtering parçalar yapan pikapta raks dinlemektedir. Pikapta raks her kimse kendisine hayrandır. Mişvarindeki asosyallik kendisini koleksiyonculuk, çakmak toplama, garip bir takım şeyler biriktirme alışkanlığına itti gibi. Ağzı çok bozuktur. Çocuksu şakalar ve eşek şakalarına bayılır. Her geçen gün hobileri ile ilgilenmekten vazgeçti. Suçluluk hep vardır. Uygun olmayan davranış belirtileri göstermektedir. Karamsarlık hiç gitmez. Bu yüzden motivasyonu çok zayıftır. Uykusuzluğun zaten aşığıdır. Eski eşyalarına dokunulmasından nefret eder. Kişiliğinde bu kadar garip durumlarla karşılaşması az insanla muhatap olması bazen donukluk, vurdumduymazlık hallerini ortaya çıkarmıştır. Flavio mişvarin istemeden tezahür eden sosyal izolasyon sonucunda frontotemporal demans tedavisi görmesine sebep oldu. Umarım şimdi iyidir.  Bu süreçte ilaçla aynı zamanda gözetimli doktor tedavisi aldı.

Eskilere ait kıssalar aklımıza geldikçe devam edecektir.

2. kısım Kızıl Tuğlalar 2 diye devam edecektir.

 

Ahmet Rıza Eskibey
eskibeyahmet@gmail.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder