Günün ilk
ışıkları boyası soyulmuş beyaz tahta pencerelerden süzülerek seyfettinin yüzüne
dokundu, nereden geldiği bilinmez sigara külü seyfettinin suratındaki en
estetik obje olabilirdi. Gözlerini bile aralamadan eliyle almanyadan gelmiş
kırmızı malboro paketini aradı zira 35 yıldır sigarasından tek nefes almadan
yataktan doğrulmazdı, usul usul tuvalete doğru ilerlerken anlaşılmayan bir ses
çıkararak mutfaktaki eşine seslendi bu çay koy demekti. Seyfettin kendi halinde
fakat çoğu zaman gergin, biraz üzerine düşünmeyi gerektiren işlerden kaçan bir
kişiliğe sahipti, çevresindekiler bu durumu annesinin onu çocukken elektrik
direğine asılı ekmekle beslemesine bağlıyordu fakat durum hiçte öyle değildi
seyfettin bunu işten kaçmak için bir mekanizma olarak geliştirmişti. Çayından
son yurdumunu alan seyfettin eşine "bugün zebzeye gitmeyecem bacanağın
ufak kardeşi alacak yine beni" dedi her ne kadar çevresince minibüsçü
seyfettin olarak bilinse de seyfettin yıllardır şoförlük yapmıyor pazarda sebze
satıyordu fakat 70 model magirus marka minibüsü onun adeta evladı gibiydi,
kullanmasa bile onu yıkamak, içinde vakit geçirmek Seyfettin için bir kaçıştı.
Minibüsünün kornası yıllardık bozuktu en olmadık zamanda çalar ve susmak
bilmezdi, yıllardır onu tamir etmeye çalışır en son vazgeçer bırakırdı yine
tamirle uğraştığı esnada bir selektör gözünü aldı karşısında bacanağının
kardeşi olan Fikreti gördü eliyle selam vererek hızlı adımlarla Fikretin
arabasına doğru ilerledi ve "selamın aleyküm Fikret nasılsın?" diyerek
arabaya bindi Fikret o esnada telefonuyla uğraşıyordu ve bir süre cevap
vermedikten sonra " aleküm selam Seyfi abi" dedi ve birlikte yola
koyuldular. Seyfettin ortamdaki garip sessizliği bozmak istercesine Fikrete
bakarak "ee alamanyaya dönüş ne zaman?" diye sordu Fikret ise cevaben
"bilmem dükkanı Sercana bıraktım iki üç haftaya dönerik" dedi. Fikret
20 yıl önce almanyaya gitmişti ve orda tanıştığı yozgatlı bir kadınla
evlenmişti uzun yıllar kayınbabasının yanında çalıştı son 2 yıldır da Ratis
adlı bir market işletiyodu ve işler iyi gidiyordu, Fikret uzun ama kısa bacaklı
iri görünümlü sarışın biriydi, sadece aynaya baktığı esnada suratındaki
aşağılayıcı ve gergin ifade siliniyordu düzenli olarak iki eliyle yakasını
düzeltip baş parmağıyla burnunu çekiyordu. Sanayii içinde yavaş yavaş
ilerlerken Seyfettin, Fikrete direktifler veriyordu "şuradan sola dön
46.sokak" dedi ve durdular, arabadan indikten sonra Seyfettin sanki çok
duygulanmışcasına "aha rahmetlinin dükkan sanki hiç gitmemiş gibi.. yalan
dünya işte" dedi Fikret hiç oralı olmadan "mıstaa dayının dükkan da
aynı duruyo yıllardır insan bi tabelayı yeniler mınakodumun götlae"
diyerek söylendi, Seyfettin dükkanı açarken iki sokak ilerideki lastikçi Kriko
Hamza geldi, Hamzanın sesini duyan Seyfettin nerden çıktı bu gavat diye içinden
geçirdikten sonra arkasını dönmeden "oo hamza hoş geldin ne var ne
yok" dedi.
Fikret içeri
girer girmez sağı solu süzdü ve koltuğa oturdu, o esnada Seyfettin iştahlı bir
şekilde köşedeki tüplü televizyona bakıyordu bunun farkına varan Fikret
"al senin olsun televizyon" dedi bunun üzerine Seyfettin mahçup bir
şekilde kafa sallayarak "sağol köydeki eve koyarım bunu" dedi
ardından gözler Kriko Hamzaya çevrildi zira dükkandaki herkesin bir şeyler
koparmak için geldiği su götürmez bir gerçekti. Dükkandaki lastikleri isteyen
Hamza bir kaç saniye Fikretin cevabını bekledi Fikret lastikleri inceleyerek
kafa salladı ve "15 bin tl" dedi, aradığı cevabı alamayan Hamza bi
süre daha dükkanda bekledikten sonra ayrıldı, Seyfettin de geldiğine pişman
olmuştu, uzun süren sessizliğin ardından Fikret, Seyfettine dönerek
"lastikleri sat parayla annemle abimin mezarını yaptır geri kalan da senin
olsun"dedi, Seyfettin de bu işten zararlı çıkanlardandı.. Seyfettin
dükkanı kapatıp çıkarken yarın mangal yapmaya köye gideceğini söyledi, Fikret
de elindeki telefondan gözlerini ayırmayarak bakarız dedi.
Sabah soğuğu
dinmiş olmasına rağmen Seyfettinin nefesi buharlaşıyordu, kendi kendine
söylenerek baldızını ve çocuklarını beklerken bi yandan da bacanağı Ömürle
laflıyordu, herkes gelince Seyfettin minibüsüyle köy yoluna koyuldu. Köydeki
evlerine varır varmaz Seyfettinin ilk işi mangal malzemelerini minibüsten
indirip yakacak toplamaya gitmek oldu, bu vesileyle çocuklardan uzaklaşarak
biraz kafa da dinlemiş olacaktı. Usul usul odun çalı çırpı ararken oldukça
konuşkan olan bacanağının arkasından geldiğini gördü, Ömürün topladığı
yakacakların üstündeki mantarlar Seyfettinin dikkatinden kaçmadı ve
"Bacanak bunlar bizi zehrilemesin bak" dedi, Ömür ise bunun üzerine "Olur
mu yav biz bunlardan ufakken toplar çiğ çiğ yerdik bak" dedi ve mantardan
bir ısırık aldı ardından Seyfettine uzattı, Seyfettin biraz şüpheli bir şekilde
mantardan ufak bir ısırık aldı. İkili daha fazla oyalanmadan dönüş yoluna
koyuldular fakat o esnada bir şeylerin ters gittiğini çok geçmeden fark
ettiler.. aynı anda duraksayıp yere odaklandılar, üzerinde durdukları toprak
zemin adeta halı gibi dalgalanıyordu, dönüp birbirlerine baktılar ve problemin
bundan daha büyük olduğu gerçeğiyle karşılaştılar çünkü Ömürün tüm bedeni artık
daha önce hiç görmediği çok parlak renkler ve geometrik şekillerden oluşuyordu,
Seyfettin panik yapmaya vakit bile bulamadan tüm bedeninin yavaş yavaş
atomlarına ayrıldığını hisseti sanki yere düşmüş bir cam parçası gibi tuz buz
oluyordu, ardından benlik bilincini kaybetti ve evrenle bir oldu, herşey yoktu
onun için sadece hiçlik vardı ve bu karanlık da değildi. Bu aradaki süre ona
sonsuzluk gibi geliyordu ve uzaktan bir havalı korna sesi duydu yavaş yavaş
kendine gelmeye ve görmeye başladığında nerde olduğunu kestiremiyordu biraz
daha kendine geldikten sonra aşti otogarına benzer bi yerde olduğunu anladı
fakat önünden gelip geçen arabaların hepsi çocukluk zamanının arabalarına
benziyordu, buraya ne zaman nasıl geldiği sorusunu kendine sormadan önce daha
büyük bir problemle karşı karşıya olduğunu fark etti hareket edemiyordu daha
doğrusu hareket edecek bir uzvu olduğundan bile şüpheliydi. Önünden geçip giden
arabalar harici bişey yoktu sanayide olduğunu belliydi fakat bu kafasındaki
soruların sadece birini cevaplıyordu o esnada iki kişinin sesini işitti, ses
tam arkasından ve yakından geliyordu. Diyalog yaklaştıkça netleşti, adamlardan
biri ötekine "eline sağlık usta ayna gibi yapmışsın, şu ön cama da
maşallah yazdırdık mı tamamdır" dedi ve ardından Seyfettinin karşısına
dikildi Seyfettini göstererek "tam şuraya hamit usta" dedi ve
Seyfettini mutlu ve gururlu bir ifadeyle süzmeye devam etti, tüm bu olanlardan
bir şey anlamayan Seyfettin üzerindeki şoku atamadan adam Seyfettine bindi ve
marşa bastı. Evet, Seyfettin bir minibüstü artık ama sıradan bir minibüs
değildi gözü gibi baktığı çocuğu gibi sevdiği minibüsüydü ve o minibüsün ilk
sahibi şuan kendisini kullanmak üzere koltuğuna oturmuş ve onu çalıştırmıştı..
Seyfettinin minibüse dönüşmesi ilk başlarda onu dehşete düşürse de çok geçmeden
bu duruma alıştı ve bir süre sonra eski halini bile unuttu zira hiç olmadığı
kadar mutluydu ve huzurluydu o kadar huzurluydu ki sanayiye gidip parça
değişimi yapılması haricinde her anından keyif alıyordu en keyif aldığı
vakitler ise şoförünün onu yıkadığı pazar günleriydi. Hiç bir şey kendi
kontrolü altında değildi şoförü onu kullanıyor yönetiyor o ise sadece
yapıyordu. Günler ayları aylar yılları geride bırakıp gidiyordu Seyfettinin
şoförleri zaman zaman değişiyor farklı yerlere gidip geliyor bin bir türlü
insanı tanıyordu, yıllar ona her türlü zorluğu gösterse de Seyfettin alman
yapımı olması nedeniyle hepsinin üstüne gelebiliyordu ve genel olarak memnundu
fakat yıllar geçtikçe kendine bile sormaktan korktuğu o soru yavaş yavaş
gerçeklik kazanmaya başlıyordu, o soru minibüsün son sahibi olan kendisiyle
karşılaşınca ne olacağıyıdı.. Yine bir gün şoförü beypazarı seferine başlamak
üzere minibüsü çalıştırdı, yolcularını aldı ve her zamanki gibi usul usul
ilerlerken telefonu çaldı, Şoför telefondaki kişiye minibüs sapasağlam, zaten
tüm parçalarını orjinaliyle değiştirdim gibi yalanlar söylüyordu, Seyfettin
muhtemelen satılıyordu fakat bu durumdan çok şikayetçi değildi zira yeni
sahibinden çok da hoşlanmamıştı, konuşma ilerlerken şoför "Kayseriye mi?
gelirim abi ben benim hanım da zaten oralı geliriz arada" dedi bunu duyan
Seyfettin panikledi, minibüs bir sağ bir sol yapıyor korna sesi durmak
bilmiyordu içerideki yolcuların paniği eşliğinde şoför sövüyor minibüsün erişebildiği
taraflarına vuruyordu, ardından minibüsü sağa çekti ve durdu. Seyfettin için o
an gelmişti bundan kaçamazdı.. Günler sonra seyfettin ve şoförü Kayseri yoluna
koyuldular, Seyfettin heyecan ve korkuyla birlikte asfalt yollarda ilerliyordu,
bu bilinmezlik elbet bitecekti fakat nasıl? belkide herşey çok güzel olacaktı
zaten onun da en sevdiği şey minibüsü değil miydi? Hayır, Seyfettin bir kez
bile olsun o eski kerçane Seyfettin olmamak için herşeyi verirdi zira onun
minibüs olmasının en güzel yanı artık Seyfettin olmamasıydı, kendine ve o eski
hayatına uzaktan bile tanık olmak istemiyordu onu içten içe yiyip bitiren de
zaten buydu.
Kayseriye
ulaşmışlardı ve minibüs artık yeni sahibini bekliyordu o esnada uzaklardan eski
Renault 12 arabasını gördü, Seyfettin geliyordu ve minibüsü satın alacaktı..
yaklaştıkça içindeki endişe daha da artıyordu, araba durdu ve içeriden birisi
indi, o kişi kendisiydi ayak sesleri yaklaştıkça seyfettin bir şeyler olduğunu
fark etti ardından çok şiddetli ve bir uğultu duymaya başladı çok güçlü bir
ışık onu kör ederken bir anda karanlığa gömüldü ve tekrar ilk başta yaşadığı
hiçliğe karıştı. Bir ses işitti ve bu ses onu adeta bir yere doğru sürüklüyor
gibiydi ses gittikçe ona yaklaştı ve netleşti birisi Seyfettin diye bağırıyordu
ve bu tanıdık bir sesti. Bu kişi karısıydı usulca gözlerini aralayan seyfettin
şaşırmış bir vaziyette etrafına baktı, yerde oturur vaziyetteydi biraz ilerde
Ömürün eşi ve çocuklarını gördü etrafındaki herkes panik halindeydi fakat
Seyfettinin yüzünde ne korku ne de panik vardı, sadece yaşanmışlıktan ibaret
bir surat ifadesiydi, ardından yanı başındaki eşi onun yüzüne su serperek
Seyfettine "ne oldu size 10 dakikadır hareket etmeden yattın burda öldün
sandık" dedi bunun üzerine Seyfettin eşine döndü, gözlerinin içine baktı
ve dedi ki; düüüüt
Yenisey C.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder