5 Şubat 2023 Pazar

minibüsçü seyfettin

 

Günün ilk ışıkları boyası soyulmuş beyaz tahta pencerelerden süzülerek seyfettinin yüzüne dokundu, nereden geldiği bilinmez sigara külü seyfettinin suratındaki en estetik obje olabilirdi. Gözlerini bile aralamadan eliyle almanyadan gelmiş kırmızı malboro paketini aradı zira 35 yıldır sigarasından tek nefes almadan yataktan doğrulmazdı, usul usul tuvalete doğru ilerlerken anlaşılmayan bir ses çıkararak mutfaktaki eşine seslendi bu çay koy demekti. Seyfettin kendi halinde fakat çoğu zaman gergin, biraz üzerine düşünmeyi gerektiren işlerden kaçan bir kişiliğe sahipti, çevresindekiler bu durumu annesinin onu çocukken elektrik direğine asılı ekmekle beslemesine bağlıyordu fakat durum hiçte öyle değildi seyfettin bunu işten kaçmak için bir mekanizma olarak geliştirmişti. Çayından son yurdumunu alan seyfettin eşine "bugün zebzeye gitmeyecem bacanağın ufak kardeşi alacak yine beni" dedi her ne kadar çevresince minibüsçü seyfettin olarak bilinse de seyfettin yıllardır şoförlük yapmıyor pazarda sebze satıyordu fakat 70 model magirus marka minibüsü onun adeta evladı gibiydi, kullanmasa bile onu yıkamak, içinde vakit geçirmek Seyfettin için bir kaçıştı. Minibüsünün kornası yıllardık bozuktu en olmadık zamanda çalar ve susmak bilmezdi, yıllardır onu tamir etmeye çalışır en son vazgeçer bırakırdı yine tamirle uğraştığı esnada bir selektör gözünü aldı karşısında bacanağının kardeşi olan Fikreti gördü eliyle selam vererek hızlı adımlarla Fikretin arabasına doğru ilerledi ve "selamın aleyküm Fikret nasılsın?" diyerek arabaya bindi Fikret o esnada telefonuyla uğraşıyordu ve bir süre cevap vermedikten sonra " aleküm selam Seyfi abi" dedi ve birlikte yola koyuldular. Seyfettin ortamdaki garip sessizliği bozmak istercesine Fikrete bakarak "ee alamanyaya dönüş ne zaman?" diye sordu Fikret ise cevaben "bilmem dükkanı Sercana bıraktım iki üç haftaya dönerik" dedi. Fikret 20 yıl önce almanyaya gitmişti ve orda tanıştığı yozgatlı bir kadınla evlenmişti uzun yıllar kayınbabasının yanında çalıştı son 2 yıldır da Ratis adlı bir market işletiyodu ve işler iyi gidiyordu, Fikret uzun ama kısa bacaklı iri görünümlü sarışın biriydi, sadece aynaya baktığı esnada suratındaki aşağılayıcı ve gergin ifade siliniyordu düzenli olarak iki eliyle yakasını düzeltip baş parmağıyla burnunu çekiyordu. Sanayii içinde yavaş yavaş ilerlerken Seyfettin, Fikrete direktifler veriyordu "şuradan sola dön 46.sokak" dedi ve durdular, arabadan indikten sonra Seyfettin sanki çok duygulanmışcasına "aha rahmetlinin dükkan sanki hiç gitmemiş gibi.. yalan dünya işte" dedi Fikret hiç oralı olmadan "mıstaa dayının dükkan da aynı duruyo yıllardır insan bi tabelayı yeniler mınakodumun götlae" diyerek söylendi, Seyfettin dükkanı açarken iki sokak ilerideki lastikçi Kriko Hamza geldi, Hamzanın sesini duyan Seyfettin nerden çıktı bu gavat diye içinden geçirdikten sonra arkasını dönmeden "oo hamza hoş geldin ne var ne yok" dedi.

 

Fikret içeri girer girmez sağı solu süzdü ve koltuğa oturdu, o esnada Seyfettin iştahlı bir şekilde köşedeki tüplü televizyona bakıyordu bunun farkına varan Fikret "al senin olsun televizyon" dedi bunun üzerine Seyfettin mahçup bir şekilde kafa sallayarak "sağol köydeki eve koyarım bunu" dedi ardından gözler Kriko Hamzaya çevrildi zira dükkandaki herkesin bir şeyler koparmak için geldiği su götürmez bir gerçekti. Dükkandaki lastikleri isteyen Hamza bir kaç saniye Fikretin cevabını bekledi Fikret lastikleri inceleyerek kafa salladı ve "15 bin tl" dedi, aradığı cevabı alamayan Hamza bi süre daha dükkanda bekledikten sonra ayrıldı, Seyfettin de geldiğine pişman olmuştu, uzun süren sessizliğin ardından Fikret, Seyfettine dönerek "lastikleri sat parayla annemle abimin mezarını yaptır geri kalan da senin olsun"dedi, Seyfettin de bu işten zararlı çıkanlardandı.. Seyfettin dükkanı kapatıp çıkarken yarın mangal yapmaya köye gideceğini söyledi, Fikret de elindeki telefondan gözlerini ayırmayarak bakarız dedi.

 

Sabah soğuğu dinmiş olmasına rağmen Seyfettinin nefesi buharlaşıyordu, kendi kendine söylenerek baldızını ve çocuklarını beklerken bi yandan da bacanağı Ömürle laflıyordu, herkes gelince Seyfettin minibüsüyle köy yoluna koyuldu. Köydeki evlerine varır varmaz Seyfettinin ilk işi mangal malzemelerini minibüsten indirip yakacak toplamaya gitmek oldu, bu vesileyle çocuklardan uzaklaşarak biraz kafa da dinlemiş olacaktı. Usul usul odun çalı çırpı ararken oldukça konuşkan olan bacanağının arkasından geldiğini gördü, Ömürün topladığı yakacakların üstündeki mantarlar Seyfettinin dikkatinden kaçmadı ve "Bacanak bunlar bizi zehrilemesin bak" dedi, Ömür ise bunun üzerine "Olur mu yav biz bunlardan ufakken toplar çiğ çiğ yerdik bak" dedi ve mantardan bir ısırık aldı ardından Seyfettine uzattı, Seyfettin biraz şüpheli bir şekilde mantardan ufak bir ısırık aldı. İkili daha fazla oyalanmadan dönüş yoluna koyuldular fakat o esnada bir şeylerin ters gittiğini çok geçmeden fark ettiler.. aynı anda duraksayıp yere odaklandılar, üzerinde durdukları toprak zemin adeta halı gibi dalgalanıyordu, dönüp birbirlerine baktılar ve problemin bundan daha büyük olduğu gerçeğiyle karşılaştılar çünkü Ömürün tüm bedeni artık daha önce hiç görmediği çok parlak renkler ve geometrik şekillerden oluşuyordu, Seyfettin panik yapmaya vakit bile bulamadan tüm bedeninin yavaş yavaş atomlarına ayrıldığını hisseti sanki yere düşmüş bir cam parçası gibi tuz buz oluyordu, ardından benlik bilincini kaybetti ve evrenle bir oldu, herşey yoktu onun için sadece hiçlik vardı ve bu karanlık da değildi. Bu aradaki süre ona sonsuzluk gibi geliyordu ve uzaktan bir havalı korna sesi duydu yavaş yavaş kendine gelmeye ve görmeye başladığında nerde olduğunu kestiremiyordu biraz daha kendine geldikten sonra aşti otogarına benzer bi yerde olduğunu anladı fakat önünden gelip geçen arabaların hepsi çocukluk zamanının arabalarına benziyordu, buraya ne zaman nasıl geldiği sorusunu kendine sormadan önce daha büyük bir problemle karşı karşıya olduğunu fark etti hareket edemiyordu daha doğrusu hareket edecek bir uzvu olduğundan bile şüpheliydi. Önünden geçip giden arabalar harici bişey yoktu sanayide olduğunu belliydi fakat bu kafasındaki soruların sadece birini cevaplıyordu o esnada iki kişinin sesini işitti, ses tam arkasından ve yakından geliyordu. Diyalog yaklaştıkça netleşti, adamlardan biri ötekine "eline sağlık usta ayna gibi yapmışsın, şu ön cama da maşallah yazdırdık mı tamamdır" dedi ve ardından Seyfettinin karşısına dikildi Seyfettini göstererek "tam şuraya hamit usta" dedi ve Seyfettini mutlu ve gururlu bir ifadeyle süzmeye devam etti, tüm bu olanlardan bir şey anlamayan Seyfettin üzerindeki şoku atamadan adam Seyfettine bindi ve marşa bastı. Evet, Seyfettin bir minibüstü artık ama sıradan bir minibüs değildi gözü gibi baktığı çocuğu gibi sevdiği minibüsüydü ve o minibüsün ilk sahibi şuan kendisini kullanmak üzere koltuğuna oturmuş ve onu çalıştırmıştı.. Seyfettinin minibüse dönüşmesi ilk başlarda onu dehşete düşürse de çok geçmeden bu duruma alıştı ve bir süre sonra eski halini bile unuttu zira hiç olmadığı kadar mutluydu ve huzurluydu o kadar huzurluydu ki sanayiye gidip parça değişimi yapılması haricinde her anından keyif alıyordu en keyif aldığı vakitler ise şoförünün onu yıkadığı pazar günleriydi. Hiç bir şey kendi kontrolü altında değildi şoförü onu kullanıyor yönetiyor o ise sadece yapıyordu. Günler ayları aylar yılları geride bırakıp gidiyordu Seyfettinin şoförleri zaman zaman değişiyor farklı yerlere gidip geliyor bin bir türlü insanı tanıyordu, yıllar ona her türlü zorluğu gösterse de Seyfettin alman yapımı olması nedeniyle hepsinin üstüne gelebiliyordu ve genel olarak memnundu fakat yıllar geçtikçe kendine bile sormaktan korktuğu o soru yavaş yavaş gerçeklik kazanmaya başlıyordu, o soru minibüsün son sahibi olan kendisiyle karşılaşınca ne olacağıyıdı.. Yine bir gün şoförü beypazarı seferine başlamak üzere minibüsü çalıştırdı, yolcularını aldı ve her zamanki gibi usul usul ilerlerken telefonu çaldı, Şoför telefondaki kişiye minibüs sapasağlam, zaten tüm parçalarını orjinaliyle değiştirdim gibi yalanlar söylüyordu, Seyfettin muhtemelen satılıyordu fakat bu durumdan çok şikayetçi değildi zira yeni sahibinden çok da hoşlanmamıştı, konuşma ilerlerken şoför "Kayseriye mi? gelirim abi ben benim hanım da zaten oralı geliriz arada" dedi bunu duyan Seyfettin panikledi, minibüs bir sağ bir sol yapıyor korna sesi durmak bilmiyordu içerideki yolcuların paniği eşliğinde şoför sövüyor minibüsün erişebildiği taraflarına vuruyordu, ardından minibüsü sağa çekti ve durdu. Seyfettin için o an gelmişti bundan kaçamazdı.. Günler sonra seyfettin ve şoförü Kayseri yoluna koyuldular, Seyfettin heyecan ve korkuyla birlikte asfalt yollarda ilerliyordu, bu bilinmezlik elbet bitecekti fakat nasıl? belkide herşey çok güzel olacaktı zaten onun da en sevdiği şey minibüsü değil miydi? Hayır, Seyfettin bir kez bile olsun o eski kerçane Seyfettin olmamak için herşeyi verirdi zira onun minibüs olmasının en güzel yanı artık Seyfettin olmamasıydı, kendine ve o eski hayatına uzaktan bile tanık olmak istemiyordu onu içten içe yiyip bitiren de zaten buydu.

 

Kayseriye ulaşmışlardı ve minibüs artık yeni sahibini bekliyordu o esnada uzaklardan eski Renault 12 arabasını gördü, Seyfettin geliyordu ve minibüsü satın alacaktı.. yaklaştıkça içindeki endişe daha da artıyordu, araba durdu ve içeriden birisi indi, o kişi kendisiydi ayak sesleri yaklaştıkça seyfettin bir şeyler olduğunu fark etti ardından çok şiddetli ve bir uğultu duymaya başladı çok güçlü bir ışık onu kör ederken bir anda karanlığa gömüldü ve tekrar ilk başta yaşadığı hiçliğe karıştı. Bir ses işitti ve bu ses onu adeta bir yere doğru sürüklüyor gibiydi ses gittikçe ona yaklaştı ve netleşti birisi Seyfettin diye bağırıyordu ve bu tanıdık bir sesti. Bu kişi karısıydı usulca gözlerini aralayan seyfettin şaşırmış bir vaziyette etrafına baktı, yerde oturur vaziyetteydi biraz ilerde Ömürün eşi ve çocuklarını gördü etrafındaki herkes panik halindeydi fakat Seyfettinin yüzünde ne korku ne de panik vardı, sadece yaşanmışlıktan ibaret bir surat ifadesiydi, ardından yanı başındaki eşi onun yüzüne su serperek Seyfettine "ne oldu size 10 dakikadır hareket etmeden yattın burda öldün sandık" dedi bunun üzerine Seyfettin eşine döndü, gözlerinin içine baktı ve dedi ki; düüüüt

 

Yenisey C.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder