31 Ekim 2021 Pazar

Satron Diyarı

 Bölüm - 2 

Gecenin ilerleyen saatleri altın fıçının gürültüsünü yavaş yavaş bastırmakta idi. Böri bir yandan müşterilerle ilgilenip bir yandan da tüccarın neden kendisiyle konuşmak istediğine anlam vermeye çalışıyordu. Ne konuşmak istiyordu? Neden benle? Altın fıçı hanı sakinleşmiş muhafızlar , paralı askerler yavaş yavaş hanı terk etmeye ; kışlalarına istirahat için dönmeye başlamıştı. Böri hanı toparlamış, yerler için paspas ve kova almak için mutfağa yönelmişti. Talu bugün ki yoğunluktan memnun kalmış olacak ki keyif piposunu yakıp dinarlarını saymak için tezgahının arkasına yerleşmişti. Talu dinar kesesini sallayarak: “Bugün ki hasılat iyi. Askerlerin eve eli dolu gelmesine en çok ben seviniyorum. Ya sen Böri?” Böri: “Askerleri bilmemde Boğaç'ı gördüğüme sevindim.” Talu: “Ne zevk alıyorsun şu adamla konuşmaktan anlamıyorum. Çok konuşan zevzek bir asker.“ Böri gülerek: “ Anlattığı çoğu şeyin doğruluğu şüpheli olsa da beni dostu olarak görmesi hoşuma gidiyor.” Talu piposundan derin bir duman çekerek: “Evlat bu hayatta en iyi dost bildiğim ve beni yarı yolda hiç bir zaman bırakmayan paradır. Diğerleri pek umurumda değildir.” Böri : “Peki ya babam? Babam senin için dost mu idi?” Talu ağzındaki pipoyu tezgaha koyar donuk bir ifade ile: “Bak evlat. Bugün ki kaytarmanın cezası ahırda yatmak. Kızım Evin tüccarın geldiğini haber etmeseydi hanımda müşterilere ne sunacaktım? Tüccar akıllı adamış ki hanı bulabilmiş. Önceki salak tüccar gibi canımı sıkma işine koyul. “ Talu'nun bir anda asabileşmesine anlam veremeden mutfağa yönelir. Mutfaktaki duman ve yemek kokusu dağılmış bulaşıklar üst üste yığılmış ocaktaki ateş köz halini almaya başlamıştı. Börte bulaşıkların başında kızı Evin ise bugünden kalan yemekleri kilere kaldırmaktaydı. Evin: “Ne oldu kaytarmak için bir delik bulamadın mı? Babamın verdiği cezaları sonuna kadar hak ediyorsun. “ Böri sesini yükselterek: “İşine baksana sen! “ Evin' de sesini yükselterek: “Sen mi bana işimi öğreteceksin!” Mutfaktaki bağrışmalar duyan Duran( Talu’nun büyük oğlu.) mutfağa hızlı adımlarla girerek: “Ne bu bağrışmalar? Müşterileri rahatsız edeceksiniz. Böri sen kim oluyorsun ki kız kardeşime bağırıyorsun! “ Bu bağrışmaları birbirine vurulan tencere sesleri bastırır. Börte elindeki tencereleri sağa sola atarak hepimize dışarıyı işaret eder. Derin bir sessizlikten sonra herkes işinin başına yönelir. Börinin yadigar kova ve paspasıyla hanın bir güzel yerlerini temizleyip bugün ki yatağı olacak ahıra yönelir. Dışarıya çıktığında hava hafif rüzgarlı gökyüzündeki ay adeta bir inci gibi şehrin sokaklarını aydınlatıyordu. Böri kafasını kaşıyarak nerde yatacağını planlarken aklına tüccarın at arabası gelir. Merdivenin yanına koyduğu battaniyesini alarak arabanın arkasına kıvrılır. Güneş doğmuş horozlar ötmeyi bırakmıştı. Tüccarın eski gıcırdayan arabası pek rahat olmasa da dünün yorgunluğunu atmasına yardımcı olmuştu. Böri uyanır uyanmaz ilk iş tüccarın yanına gider. Uykunun verdiği sersemliği üstünden hala atamamıştır. Tüccarın odasının kapısı kapalıdır. Böri kapıyı tıklatır: “ Öngün beyim sabah oldu bir şeye ihtiyacınız var mı? “ Tüccardan bir yanıt gelmeyince Böri içeri girer. Odanın içerisi sabah güneşi ile dolmuş , toz taneleri havada uçuşmaktaydı. Tüccar yorganın altına kıvrılmış, yüzü terlemiş ve kızarmıştı. Tüccar inleyen bir sesle : “Günaydın evlat. Galiba hastalandım. Buranın soğuğu bana fazla geldi ama yaşlı vücudum buna dayanacaktır. Gelmen iyi oldu ben de seni bekliyor idim. Dün de bahsettiğim gibi senle bir şey konuşacağım. Eskiden yani satron savaşı olmadan önce ailemle burada Karahan devletinin surları içerisinde yaşıyor idik. Babam Darhan Toyan üçyüz kişilik bir taburu yöneten kumandan idi. Kardeşim ve beni Karahan devletinin içerisindeki güç çekişmesi ve entrikalardan korumak için asker olmamızı hiç istemedi. Genç yaşımda ne kadarda kanım deli aksa da babamın emirlerinin önüne geçemedim. Kardeşim Barla babamı dinlemedi. Soyun dinine kendini adamış bir genç olmuştu. Babam askerleri ne kadar sevmez ise Karahandaki şamanlardan da bir o kadar nefret ederdi. Kardeşim ve babamın arasında anlaşmazlıklar büyüyüp yerini kavga ve küfür e bırakınca babam hayatta tek önem verdiği ailesini bu diyardan uzaklaştırmak olduğuna karar verdi. Şehirden herkesten habersiz ayrılacağımız gece bir grup şaman ve askerler evimizi basıp kardeşimi bizden ayırdılar. Kardeşim den uzun bir zaman haber alamadık. Bizlerde Başkurt devletine sığınıp kendimize bir hayat kurduk. Babam evladının zorla alıkonulmasının açısına birkaç yıl dayana bildi ve şimdi buraya mallarımı getirmeden önce kardeşimin hala sağ olduğunu öğrendim. Kardeşimi soyun dinindeki bilgisi ve karakterini keşfedince onun arkıl olup olmadığını anlamak için şehrin tepesindeki Bonin yanar dağına atmışlar. Bu olaydan inanılması güç ama sağ çıkmış ve evlat o gece ailesi yerine fikirlerini seçen kardeşime babamın bize tek bıraka bildiği yüzüğü kardeşime iletmeni istiyorum. Ben vermek isterdim ama kardeşimin önceki tanıdığım bildiğim kişi olmamasından korkuyorum “ diyerek avcunda tutuğu yüzüğü Börinin avcuna sıkıştırır. Böri : “ Beyim, sizi tanımam etmem. Benden istediğiniz şey ailenizle alakalı ki ; ben sadece han da çalışan birisiyim bu işi lütfen başkasına yaptırınız. “ Tüccarı : “ Böri, Karahan devletinde kardeşimden başka tanıdığım kimse yok. İstemeyerek de olsa bu zanaat bana bir şeyler kattı, insanların bakışından iyi birisimi kötü birisimi ayırt edebiliyorum ve gönül rahatlığı ile senin bu işi layığıyla yerine getireceğine inanıyorum. “ Böri : “ Beyim güveniniz için sağ olun ama bu işi nasıl yapacağımı dahi bilmiyorum.” Tüccar öksürerek : “ Buradan..... Lonca başkanına ulaşmaya..... Onlar.....” Böri tüccarın kendine gelmesi için bir kase su içirir. İhtiyarın durumu kötüye gidiyormuş gibi gözükse de gözlerinin içindeki inancı okuna biliyor idi. Uzun süre öksürdükten sonra ihtiyar kendini toparlayıp uzandığı yerden kalkıp duvara yaslanır. Tüccar : “ Evlat ben bir tüccarım, tanıdığım insan çok olsa da güvenebileceğim çok az insan vardır. Senin gözlerindeki temiz yürekliliği gördüm. Şehrin merkezinde tüccar loncasını bul ve ona ismimi söyle, o sana yardımcı olur.” Yastığının altından bir kese altın çıkarır ve Böri’ye doğru fırlatıp ekler : “ Ola ki bir zorluk çıkarırlarsa harcamaktan çekinme , geri kalanı zaten senin hakkındır.” Böri bir elindekilere bakarak uzun düşüncülere dalmış odayı derin bir sessizlik kaplamıştır. Tüccarın halsizliği ve yorgunluğu yüzünden okuna biliyordu. Böri kararlı bir ses tonu ile : “ Bu işi oldu bilin beyim! “ deyip hızlı adımlarla kapıya doğru yönelir. Hızlıca merdivenleri inerek kendini sabah güneşinin yeni ısıtmaya başladığı sokağa atar.

 

İsmail Bademci

ismailbademci04@gmail.com

İnst: İsmail_bademci


Satron Diyarı

 

 

 Karlı dağların eteklerine kurulmuş Karahan devletinde şehrinin sokakları güç gösterileri, kavgalar ve bağrışmaların yerini gecenin sessizlik ve serinliği ile bir gün daha son bulmuştur. İnsanlar taştan yaptıkları iki katlı evlerinde inzivaya çekilmeye başlamış, dar ve sık sokaklar artık devriye atan muhafızlardan başka kimseler kalmamıştır. Sessizlik o şehre hiç yakışmasa da bu sükûneti bozan köpek havlamaları ve şehrin ucundaki altın fıçı hanından yükselen kahkahalar ve bağrışmalar bozmaktaydı. O sırada tok, kalın bir ses: Böri! Neredesin teslimatlar yeni geldi, haydi iş başına tembel herif. Böri yattığı yerden doğrularak ensesini sıvazlayıp : Tamam. Geldik be geldik bir kafa dinlendirtme zaten. Böri bir yandan söylenip bir yandan üstüne yattığı battaniyesini alarak hanın çatısından aşağı inmeye başlar. O sırada hanın depo kısmına yanaşmış; ağzına kadar fıçılarla doldurulmuş at arabasını görür. Böri: Bugünde yorgun uyuyacağız diyerek battaniyesini damın kenarına dayadığı merdivenin yanına koyar. Bira tüccarı fıçıların üzerindeki bembeyaz tül gibi kaplamış karı temizleyip biryandan ona yaklaşmakta olan gence seslenir. Bira tüccarı: Genç han da çalıştığını umuyorum yoksa bu yaşlı bedenim bu fıçıları kaldıramayacak kadar yaşlandı der. Böri : Evet, kendimi bildim bileli burada çalışıyorum ama ücret alamıyorum diyerek tüccara gülüş atar. Böri : Yeni toptancımız olarak şehrimizi nasıl buldunuz? Aslında biz sizi öğlen vakitlerinde gelmenizi planlıyorduk gelirken zorlamış olmalı patikalar? Bira tüccarı arabasının kenarına astığı gaz lambasını alarak gence doğru yaklaşır. Böri 1.75 boylarında, iri yapılı, siyah gözlü, arkaya doğru örülü siyah düz saçlı on sekiz ila yirmi yaşlarında üstünde eski deri parçalarıyla yamalanmış kıyafetleri olan bir gençtir. Bira tüccarı soğuktan etkilenmiş olacak ki titreyen bir sesle: Genç konuşu cakmısın yoksa fıçılarımı taşıyacaksın? Hem benim yaşlı vücudum bu kadar soğuğa alışkın değil. Yine tok kalın bir ses: Nerelerdesin! İçerden seslenip duruyorum. Neden zahmet edip cevap vermiyorsun? Yine kaytarma peşindeydin dimi? Böri: Duyduk duyduk da sana cevap yetiştireceğime işime bakayım dedim. Bu altın fıçının sahibi namı değer Talu, kızıl sakal olarak da bilinir bu şehirde göbekli kızıl sakallı, kel, kırk beş yaşında devamlı mızmızlanıp tok ve içten gelen ses ile etrafa emirler saçan yaptığı ve yaptırdığı tüm işlerde otorite sahibi olmak isteyen düzen manyağı, para konusunda aç gözlü ve babamın en yakın arkadaşı olduğunu iddia eden iki çocuk babası bir adamdır kendisi. Ne kadar sevme semde katlanmak zorunda kaldım bu güne dek. Talu : Böri bu günde ahırda yatmak zorundasın . Benle konuşmayı öğrenemedin en azından ahırdakiler belki sana öğretir der muzip bir gülüş atar. Talu bira tüccarına dönüp: Ooo beyim ilk gelişinizden dolayı geciktiniz galiba bu çetin dağlık patikalar sizi fazla zorlamadı değil mi ? Buyurun içeri geçin diğer müşterilerimizle birlikte içerdeki şöminenin keyfini çıkarın. Talu tüccarın az fiyat çekmesi için yağ çekmektedir. Tüccarın on yıllık arkadaşıymış gibi koluna girip bir yandan tüccarın elindeki gaz lambasını alıp Böri’ye uzatır. İkisi bir hanın kapısına doğru ilerlerken Talu : İşi bitirdikten sonra hemen içeri gel, misafirlerin siparişlerine yardımcı olursun der. Böri elindeki gaz lambası ve bir ton işle baş başa kalmıştır. Omzunu silkerek neyse deyip işe koyulur. Böri soğuğa alışkın olduğu için bira fıçılarını zorlanmadan tek tek mahzene indirir. Tüccarın eski çatırdayan arabasını ve emektar atını yemleyip ahıra bağlar. İşi bitirir bitirmez hana yönelir. Altın fıçı hanı çatı katı dahil iki katlı , gündüzleri sesiz geceleri fazlasıyla gürültülü, şöminenin ve meşalelerin içeriye aydınlatmaya çalıştığı, taş ve ahşaptan yapma mütevazi bir handır. Böri içeriye girmek için hanın kapısına yönelir. İçeriden gelen boğuk ses netleşmektedir. Karahan devletinin paralı askerleri ve muhafızlarının kahkahaları ve bağrışmaları daha netleşmiştir. Böri içeriye girmek için hanın kapısını ittirir. Kapı tiz bir gıcırtıyla açılır. İçerden gelen sıcak Börinin kızarmış burun ve yanaklarına tatlı bir esinti bırakır. Böri: – Bu işi hiç bir zaman sevemeyeceğim diyerek kendi kendine söylenir. Hanın kendine ait bir ambiyansı ve iç karartan bir kokusu vardır. Müşteriler alkolün etkisiyle kendinden geçmiş kadehlerinin tazelenmesini beklemekte bir yandan da koyu sohbetlerine devam etmektedirler. Böri kapı eşiğinde müşterilere göz gezdirirken beş kişilik asker topluluğun arasında gözüne tanıdık bir yüz çarpar ve ona doğru ilerler. Bu kişi Karahan ordusunun gezici kolundan Boğaçdır. Börinin de en yakın tek dostudur. Boğaç masaya yaklaşan Böri’yi fark eder ve hummalı konuşmasını yarıda keserek : Ooo kimleri görüyorum! Hanlığımızın çetin savaşçısı olacak Böri değil mi bu diyerek sarılır. Boğaç uzun boylu cılız , esmer tenli yirmi yaşlarında bıyığı terlememiş yaptığı tüm işlerde torpili olan yaptıklarını abartarak anlatmayı seven, her Karahan askerinin taşımak zorunda olduğu vücuduna yaprak motifi dağlanmış askerdir. Böri Gülümseyerek : Yüce komutan Boğaç son seferiniz nasıldı? Soyun ağacına adamak için kaç düşmanın kanını getirdin? Diyerek arkadaşına içtenlikle sarılır. Boğaç : Böri şu dalga geçmelerin bazen can sıkıcı oluyor kardeşim. Beni fazla tiye almaya başladın. Hem sana Ak dağının eteklerindeki keşifte arçuralarla nasıl dövüştüğümü anlatacağım, gel otur bizimkilerin yanına der. O sırada Talu: Böri! Muhafız birliğine mi katılacaksın? Senin gibi bir kimsesizi aralarına allamayacak kadar babayiğit askerleri rahat bırak da siparişleri dağıtmaya başla! Diye bağırır. Böri suratındaki gülümseme silinerek; Tezgahtaki Talu’nun yanına gider. Talu : - Siparişleri dağıttıktan sonra müessese ikramı olarak tüccara tutmaçtan bir kase ikram et. Bu herifi sevdim der. Böri masaları tek tek dolaşarak masadaki boşları toplayıp , siparişleri dağıtır. Bir kase tutmaç almak için arka mutfağa yönelir. Mutfakta yemek kokusu ve ocak dumanın arkasında Talu'nun eşi Börte hatun yine hummalı çalışmasına devam etmektedir. Böri elindeki boşları tezgaha bırakarak : - Talu yeni gelen toptancı tüccarına bir kase tutmaç ikram etmemi söyledi. Sence Talu’nun bu yalaka tavırlarını tüccar yutacak mı? Eski toptancımız fazla konuşmasa da iyi birisi değil miydi? Ne gereği vardı yolda iki fıçı kırmışsa... bunun için kavga çıkarıl mı? Adamada ayıp etti değil mi? Börte çorbayı hazırlayıp Börinin eline tutuşturur. Elini geçiştirir gibi sallar. Böri : - Sende konuşa bilsen neler neler diyeceksin der. Böri Talu ya dayanabilecek kadında öşirli bir kadındır, diyerek içinden geçirir. Böri hana göz gezdirerek tüccarı arar. Tüccar altına bir tabure çekmiş, şöminenin karşısında ellerini ovuşturarak ateşi seyretmektedir. Böri tüccarın yanına yaklaşarak : - Müessesemizin ikramıdır. İçinizi ısıtır der. Tüccar atmış beş yaşlarında , kısa boylu çelimsiz , çalışmaktan ve yaşının getirisinin verdiği yorgunluk tüm vücuduna vurmuş, gözlerinin altındaki çizgiler hayatı boyunca yaşadığı tüm zorlukları anlatır gibiydi. Tüccar : - Sağ olasın genç. Kusuruma bakma buralara alışkın değilimdir. Önceden buralara siparişleri oğlum getirirdi. Eşkıyalar iki yıl önce oğlumu Somoni patikasında yağmalayıp cesedini oraya bırakmışlar. Bir hafta haber alamadık eve geri dönen katırdan anladık kötü bir şeyler olduğunu. Neyse fazla sızlanıp başını ağrıtmak istemem. Benim adım Öngün. Dışarda mütevazi davranamadım sana kusuruma bakma. Buralar; bu soğuk bana oğlumu hatırlatıyor. Böri tüccarın yaşadıklarına üzülmüştür. Böri kısık bir ses ile : - Benim bir ailem yok. Kendimi bildim bileli bu handayım Talu'nun anlattığına göre babam büyük Sartor savaşında ölmüş. Annem, kardeşim var mı bilmiyorum. Babam savaşta ne olur olmaz diye Talu'ya emanet etmiş. O yüzden buradayım... Talu: - Böri! Adamı rahat bırak da işlere yardımcı ol! Tüccar Öngün kararlı bir ses tonuyla: - Çocuğu rahat bırak! Benden çocuğa bir bira! Birası bitene kadarda benim yanımda! Diye bağırır. Talu tüccarın bu çıkışını anlam veremese de kabullenir. Böri'ye bir bira hazırlayıp tezgaha koyar. Böri : - Sağ olun beyim. İsmim Böri. Talu hep böyle seslenmiştir bana. Tüccar kasedeki son kalan çorbayı da höpürdeterek içer ve ağzını koluyla siler. Tüccar Öngün : - Genç ben biraz halsiz ve yol yorgunuyum. İyi birisine benziyorsun odama kadar eşlik edebilirimsin? Yarın senle uzun uzadıya konuşmak istediklerim var. Böri memnuniyetle dercesine kafasını sallayıp hanın üst katındaki, Talu'nun özenle hazırlamış olduğu odaya götürür. Tüccarı odasına bırakıp iyi dileklerini diledikten sonra odasından ayrılır.

 

 

İsmail Bademci

ismailbademci04@gmail.com

İnst: İsmail_bademci

10 Ekim 2021 Pazar

ad ayrımı ve ad günü 10 Oct.

Bir ayrımı yapma lüzumunu kedimizde görmekten alamadık. Bu yazının veçhesini tayin edecek önemli bir husustur.

Bu yazılar yazmanın maksadı nedir? Çalakalem girişilen bu teşebbüs kafalarda oluşacak olan tenvirata vesile olacağını bizatihi kalem tutan kişi de iddia etmemektedir. Peki öyleyse maksat nedir.

Gaye umumiyetle sıkışmışlığın adıdır. Nedir bu sıkışmışlık? Doğu – batı veya oryantalizm, mistisizm hatta modern batı felsefesinin arasında kalmışlığın bir nümayanıdır. Yani o kadar açıktır ki kendisi kaybeden olmanın yanında hangi cemiyete mesul yada muhatap olduğunu bilememektedir.

İşte Ahmet Rıza Eskibey böyle bir karakter zümresi içerinde dercolmuştur. Diyebilir misiniz ona hem materyalist tedrisattan geçtin hem islam oldun. Ve sonunda hiç oldun.

Bu ayrıma tarihteki simadan bahsedip mevzuyu uzatmamaktır. Neden bu sima gereksinime başvurulmuştur. Çünki ad olarak hem esinlenilen hem de benzer özellikler barındırdığı içündür.

Fakat bu sima ile hiçbir alakayı hususu yoktur. Yalnız benzerlikler vardır.

Osmanlının 19 yy daki önemli aydınlarından Ahmet Rıza Bey ile Eskibey’in ittihatçılık dışında pek benzerliği yoktur.

Daha ifadeyi açık etmek gerekirse Eskibey nostaljik yaşayıp bugünü ifade etmektedir. Yani ruhu geçmişi teşmil etmiş fakat bedeni yirmi birinci yüzyılda kalmıştır.

Bu yüzden A.R. Eskibey’i yanlış anlamayın o şuan yazıyı icra eden ile ruh ikizi olmuştur. misal beraber ağlayabiliyoruz, aynı kadına aşık olup ölümüne kavgada edebiliyoruz sonra ikimizde o kadından vazgeçiyoruz. Ben bilgisayarda oyun oynarken o duvarlara şiir yazıp bağıra bağıra kafamı düzmektedir. Bazen ben atlı süvari gibi evin içinde tepinirken o derin yalnızlıklar içinde olabiliyor.

Her zaman kendisine belirtmeme rağmen sen ben değilsin ben de sen değil

Yine yanıma gelip Balzac okuyalımmı diyor.

 

Eskibeyoğlu Ahmet Rıza

eskibeyahmet@gmail.com


6 Eylül 2021 Pazartesi

fredi hayri

 

Sanayii bacalarındaki duman, yangın varmışcasına göğe yükseliyordu.. soğuktan elleri çatlamış hayrinin nefesleri de bu dumana eşlik ediyordu. Az önce sobaya koyduğu çayı içme hayalini kurarken uzun samsun sigarasından iki hızlı nefes alarak yere attı ve dükkandan içeri girdi, bacanağı seyfettin  yüksek tonda "şu mereti dükkanda içiversene nolacak mınagoyum" dedi hayri buna yüzünün yanık tarafını hafifçe ona doğru çevirerek cevap verdi. Hayri gençken çalıştığı tüpçü dükkanında sigarasını yakmak isterken dükkan patlamış ve yüzünün bir kısmı yanmıştı o günden beri kapalı alanda sigara içmezdi hatta sanayideki lakabı fredi hayriydi. Koltuğuna ağırca otururken derin bi nefes verdi, bu nefes adeta tüm günün yorgunluğunu anlatıyor gibiydi. Hayri, seyfettinden aslında çok da hoşlanmazdı bu yüzden o muhabbet açmadan önündeki kumandaya atıldı ve "bugün nolmuş bakak baak" diyerek televizyonu açtı. Show haberde 4 kişi tarafından tecavüze uğrayıp öldürüldükten sonra parçalara bölünerek çöpe atılan bir kızın fotoğrafları ekrandan geçiyordu bunun üzerine seyfettin "şuna bak ne hale geldik benim dolmuşa da böyle götü başı açık kaşmer çok biniyo kıyamet yakın" diye söylendi ardından hayri'ye doğru dönerek "benim yeğeni senin tükana çırak versek ya, iş öğrensin dedi" bunun üzerine hayri "lastikçide iş yok sen onu motor ustasına ver" diyerek geçiştirdi. Dükkanda cinlerden başka kimse muhabbet etmiyordu, seyfettin "haydi selametle" diyerek oturduğu sandalyeden kalktı ve dolmuşuna binerek uzaklaştı. Hava iyice kararmıştı, hayri dışarıdaki malzemelerini içeri aldı tam dükkanı kilitleyeceği esnada eski kasa bir mercedes s 350 dükkanın önüne yanaştı arabanın farları gözünü kör etmişti, iki tane kapı sesi duydu farlar kapandığında biri sıska diğeri iri iki kerçane gençle karşılaştı, ardından gençlerden biri "usta şuna bi baksana sağ arka tekerin havası inip duruyo" diye seslendi. Çok geçmeden gençlerin yabancı olduğunu sezdi zaten araba 24 plakaydı. Krikosunu içerden aldı ve arabaya yöneldi tekerin somunlarını gevşetirken kafasında 24 plakanın neresi olduğununu hatırlamaya çabalıyor, gençler kendi aralarında konuşurken şive yakalamaya çalışıyor ipucu arıyordu, bu merak onu bu yiyip bitirecekti ama yine de gençlere nereli olduklarını sormadı, nere olduğunu kendisi hatırlamalıydı. Söktüğü tekere bir bakış attıktan sonra "hee bunun sibopta kaçak var" dedi ve eski sibobu başka arabadan söktüğü sibopla değiştirerek gençleri yolladı.

Gün yeni doğmuştu hayri her zamanki saatinde uyanmış abdest alıp namaz kıldıktan sonra ayak üstü atıştırıp dükkan yoluna koyulmuştu, dükkanı açtıktan sonra ilk işi sobayı yakıp çay demlemek oldu, koltuğuna oturdu ve twitterda hayat kadınlarının olduğu sayfalardaki mesaisi başladı gördüğü her kadını beğeniyor ve altına bozuk Türkçesiyle mention atıyordu, o sırada dükkanın önüne bir araba durdu, hayrettin "bu saate pek müşteri gelmez normalde" diye kafasından geçirdi, araba tanıdık geliyordu çok geçmeden arabanın plakasından dün akşam gelen gençlerden biri olduğunu fark etti fakat genç biraz gergindi, hayri usta ayağa kalkmaya fırsat bulamadan genç kapıyı açtı ve vücudunun yarısını içeri sokarak tok bir sesle "dün yaptığın teker yine indi usta!" dedi, hayri üfleyerek malzemelerini aldı ve arabanın yanına gitti. Hayri tekeri sökerken genç başında seri nefeslerle sigarasından dumanlar alıyordu fakat kimse konuşmuyordu. Hayri tekeri dükkana götürdü, suya soktu, yavaşca gezdirdi, tekerdeki patlak kendini gösterince aldı ve yama yapmak için önündeki tezgaha koydu, genç arkadan çok dikkatli bir şekilde hayriyi seyrediyordu. Teker yerine oturmuştu, hayri usulca ayağa kalkarken "yirmibeş tl" dedi, dükkana geldiğinden beri ağzından çıkan ilk kelime buydu, genç iki saniye duraksadı anlamadım dercesine kafasını hafifçe sola çevirerek "bi de borcumuz mu var?" dedi, bunun üzerine hayri yarım bir tebessüm ve sakin bir ses tonuyla "var tabii" diye yanıtladı, genç "bence senin bana borcun var dayı" diyerek cevap verdi, hayri kendinden çok emindi nasıl olsa onun mıntıkasıydı sanayi, "o zaman ben yamamı alayım aslan yeğenim" diyerek tekere uzandı o esnada genç, hayriyi omzuna vurarak itti olay çok geçmeden ikilinin itişme ve küfürlerine evrildi, ardından genç arabasının kapısı açtı ve torpido gözüne uzanarak beretta silahını çıkardı, hayri duraksamaya bile vakit bulamadan göğüsündeki kurşunu hissettmişti.. sırt üstü yere düştü, kurşunun girdiği yerden vucüduna yayılan ısı ona güneş yutmuş gibi hissettiriyordu, gökyüzünü ilk defa görmüş gibiydi dükkandan yayılan lastik ve bali kokusunu daha yoğun alıyordu, etraftaki bağrışmaların ve kalabalığın farkındaydı ama orada değildi, biraz sonra öleceği gerçeği onu sanki huzursuz etmiyor gibiydi zaten bunu düşünmek için çok vakti yoktu. Birden bir aydınlanma hissetti, artık biliyordu.. son nefesini aldı, gözlerini kapadı ve son sözünü söyledi.. Erzincan

 

Yenisey C.

3 Ocak 2021 Pazar

The Game Of God

                                      

 

                                      Fasıl – 1

Bu bir Tiyatro değildir.

                                      Fasıl – 2

Hayat bir Tiyatro mudur?

                                      Fasıl – 3

Nedir bu hayat

                                      Fasıl – 4

Kentavious parlak düşünceli birisidir. Yere sırtüstü yatıp odasından ay ışığını seyretmeye bayılır. Güm güm odasının dışında yürüyen ayak sesleri tiyatronun neresindedir. Kentavious’un içine o sessiz ses deryası neşet etmiştir. Kimse uyumuyor uyuyormuş gibi yapıyor çünki bu oyunun kuralları var. Bu kurala uymak zorunda olan deliler ve bir de onların efendisi var.

                                      Lords of the Crazy

Bir masa var, karşılıklı oturan dört kişi var. Bu kumar masasının ortasında sadece bir kart var, sıra atılacak zarı en yüksek sayıyla tutturacak olan için kartı çekme hakkına sahip olacak ve sonuç; ortada bir zar, bir kart birde dört oyuncu var. Karşılıklı oturan oyuncalar birbirlerine ayna görevi görmektedir. Aynaya baktığınızda konuşan kişinin siz olduğuna ne kadar eminseniz karşılıklı oturan oyuncuların birbirine baktıklarında kendileri olduklarına dair emin dereceleri aynıdır. Masada dört oyuncu olarak oturanları iki kişi olduğunu varsaymak serbesttir. Kentavious bu masada hummalı bir oyunun içine girmektedir. Delilerin temsilcisi, delilerin efendisi ile karşı karşıyadır. Durumlar eşit. Ben burada zarı kimin yüksek atacağına değil de oyunun geçek sahibini merak ediyorum. Oyunun mucidi kimdir. Bu karşılıklı oynanan bir oyundur. Karşılıklı oynanan oyunlar hayat gibi zevkli midir? Bir ev varsa bir mimarı var mıdır? Bir yapı varsa bir mühendisi var mıdır? Bir dünya veya bir evren varsa bir sahibi var mıdır? Bu soruları ancak Kentavious sorabilir. Çünki o bu sessiz sese meydan okudu. Ve bir gizin peşine düştü. Ve başvurmadığı bir tek yol kaldı.

Bu küstah geceye şanlı bir tarih yazmak gerek

Bugün hesap vakti fasılalar fasılaları izlesin yaratılıştaki bu büyük sır çözülsün fakat dilerim sen yine hileli oynamayacaksın

Ey yaprağın içindeki damarın gerçek sahibi şimdi nüfuz ettinmi içime

Kentavious şu söylediklerini rüzgarlarmı çıkarıyor fecre yoksa şu fecr mi doluyor hücrelerine

Kentavious bir tiyatronun, oyunun içindesin yazan aynı, oynatan aynı, sonlandıran aynı. Sen mi o’sun yoksa o’mu sen

Hayır sen hiçbir zaman Epikür gibi düşünmedin.

Kentavious kambriyen patlamadan beri ilkez onun sen, senin de o olduğunu düşündün sonun da bir oyun oynayıp oyunun kimin galip geleceğini merak ediyorum.

-         Kentavious bir hücre ikiden canlı komşusu var ise “yalnızlık nedeniyle” ölür

-         Kentavious’un üçten fazla canlı komşusu var ise “kalabalıklaşma nedeniyle” ölür  

-         Kentavious’un iki yada üç canlı komşusu var ise değişmeden bir sonraki nesile kalır

-         Kentavious aslında ölü bir hücre tam olarak üç canlı komşusu var ise canlanır

                                     Game of Life

Geçen yıl nisan ayında kaybettiğimiz ilham kaynağın John Horton Conway’in teorisinin sonuçları Kentavious için ne söylüyor

K is for Kindness, you always show.

E is for Expert, in your chosen career

N is for Number one, make sure to take care of yourself above all others

T is for Thoughtful, the caring you.

A is for Agreeable, the best side of you!

V is for Versatile, your changeable nature.

I is for İmmense, are your great qualities

U is for Unique, your love of life.

S is for Select, as few are chosen.

                                      The last game encountering God

Şimdi sen benmisin? Ben senmiyim? Karşılıklı son chess oyununda bunu anlayacağız

Beyazlar Kentavious f3 Barnes açılışı ile başladı. Karşı taraftan e5 piyon hamlesi geldi. Kentavious at c3 oynadı ve karşılığında At f6 karşılığı oynandı. Kentavious piyon d3 hamlesi ile yanıt vermesine rağmen piyon d5 hamlesi gecikmedi. Şimdi Kentavious piyon da sürebilir fil hamlesi de gelebilir fakat kendini tanrının yerine koyması lazımdı. Kentavious fil g5 oynadı yanıt pek gecikmeden piyon h6 hamlesi geldi. Aslında bu durum fedaların söz konusu olacağı bir durum. Kentavious fili geri çekerek tekrar eski yeri olan c1’e çekti. Karşı taraf piyon d4 ile atı tehdit etmeye başladı. Kentavious at e4 karşı taraf ise at d5 ile yanıt verdi. Kentavious piyon g3 oynadı karşılığında bir at tehdidi daha geldi piyon f5 atı tehdit ediyordu. Kentavious piyon c4 oynayarak karşı tarafın atını tehdit etti. Karşılıklı bir at değişimi olurmu derken, fil b4 hamlesi ile şah çekilmiş oldu. Kentavious fil d2 oynayarak şah’a olan tehdidi bertaraf etti fakat at e3 hamlesi ile vezirde tehdit altına girmiş oldu. Kentavious vezir b3 hamlesi yapmasına rağmen tehdit hiç gitmiyor karşılığında piyon a5 hamlesi file olan tehdidi karşı taraf uzaklaştırıyor. Kentavious piyon a3 hamlesi karşılıklı fil fedalarına davetiye gibi fakat karşı tarafın piyon a4 hamlesi Kentavious’un veziri kullanma alnını iyice sınırladı. Kentavious veziri a2’ ye çeksede karşı tarafın at c2 hamlesi hem şah çekmesine hem de kaleyi tehdit etmesine sebep oldu. Kentavious’tan şah f2 hamlesi sonucu at a1 hamlesi kalesinin gitmesine sebep oldu. Kentavious vezir a1 oynayarak kaleye karşı at değişmiş oldu. Karşı taraf fil e7 oynayarak sanki sahte bir geri çekilme yaptı. Kentavious piyon h4 oynamasına rağmen karşı taraf rok yaptı. Kentavious’dan at g5 hamlesi sonucu karşı taraf piyon hg5 hamlesi ile atı yedi. Kentavious piyon h5 oynayarak piyonu ilerletti. Karşı tarafın piyon e4 hamlesi ise Kentavious’un sürekli savunmada kalmasında neden oldu. Kentavious şah g2 oynadı. Karşı taraf kaleleri artık çıkarmanın vakti geldi diyerek kale a6 sürdü. Kafasındaki hücum karşılığı hissi Kentavious’a fil b4 hamlesini yaptırdı. İlginç bir şeklide gelişen refleksler kale h6 oynayarak karşılıklı tartma stratejisi gibi ve Kentavious vezir d1 hamlesini yaparak daha sonra vezir kullanmak için onu kontrollü bir yere aldı. Tanrı bazen fedaları sever fil b4 hamlesi ile Kentavious’un filini yedi, Kentavious’da piyon ab4 oynayarak fili yedi. Karşılıklı fedalar peş peşe gelmeye başladı ve karşı taraf ef3 hamlesi ile piyon aldı. Kentavious’da o piyonu e2 deki piyonunu ef3 hamlesi yaptırarak piyon fedasına razı oldu. Karşı taraf kale e8 oynadı. Kentavious d1 deki vezirini köşedeki piyonu hep tehdit hissederek a4 de sürdü fakat karşı taraf e8 deki kaleyi e3 aldı. Kentavious fil e2 ile kalenin önünü kesti. Karşı taraftan at d7 hamlesi geldi. Kentavious sağ köşesindeki kalesini öne sürdü h3 hamlesini yaptı. Karşı taraf ise d8 de duran veziri sonunda hareket ettirdi e7 ye aldı. Kentavious dan vezir c2 gelmesine rağmen vezir b4 hamlesi Kentavious’un bir piyondan daha olmasına sebep oldu. Kentavious c2 deki vezirini c1’e aldı. Karşı taraf ise hücuma tekrar geçerek d7’deki atını c5’e sürdü. Kentavious g3’deki piyonu bir öne sürerek g4’de aldı. Karşı taraftan he6 hamlesi geldi. Kentavious’dan vezir c2 ve karşılığında vezir kucağımıza kadar girdi b4’teki vezir e1’e geldi. Kentavious e2’ deki fili f1’e çekti. Sonunda Kentavious vezir fedaları sonucunda kaybediyor lakin gerçekte kaybeden kendisimiydi?

 

Eskibeyoğlu Ahmet Rıza

eskibeyahmet @ gmail.com