"tek gerçek kanun ölüm"
Kahramanımız Yaşar doğum gününü kutlamak için sıkça uğradığı harman isimli barın masasında bulduğu eski bir gazetenin üzerine yazdığı son cümlelerinin ilk satırı buydu.. Yaşar yirmili yaşlarının sonuna dayanmış, karayağız, müzdarip bulunduğu dertlerin dermanını şişe diplerinde arayan işsiz, çevresine de pek faydası dokunmamış bir gençti, kimseyle muhabbeti olmamasının yanı sıra dışarıda yürürken bile eskimiş açık füme deri ceketi sokaktan geçen insanların yolunu değiştirmesine yetiyordu. Dünyaya ilk ve son iyiliğini yapmadan önce bu tesadüf eseri sahip olduğu bilincine son vazife bilerek intihar etmeden uzun bir not yazmayı arzuluyordu, ne de olsa acelesi yoktu, ailesi dahil çevresindeki herkes ya ölmüş ya unutulmuş ya da kendisine yüz çevirmişti bu sebepten ötürü kaleme almakta olduğu bu notu sadece kendisi ve cenazesini bulacak olan polis okuyacaktı, aklına bu düşünce gelince gazete kağıdının köşesine iliştirdi, "Kendime intihar notu" Yaşar aslında bu kararı çoktan almıştı, almaması için de bir sebep de yoktu zira en hayat dolu insana bile Yaşarın yaşantısından bir kesit gösterilse iyilik yapmak için onu bulup elleriyle öldürürdü, yıllardır oturduğu mahalleye dahi rahatça girip çıkamıyor esnafa taktığı borçlardan ötürü pek kimsenin kullanmadığı dar uzun bir yolu kullanıp oradan da sokak köpeklerinin bile uğramadığı mahallelerdeki birahanelerde vakit geçiriyordu ayda bir de zifiri karanlık çökünce kaleönünde takılan yüzünü bile göremediği sarışın bir hayat kadınıyla cami tuvaletinde ilişki yaşıyordu. Bir gün yine alkol içerken barın duvarındaki dart ilgisini çekti ve dartın üzerindeki oku ceketine attığı gibi evine doğru yola koyuldu, evine girer girmez duvardaki takvim yapraklarını koparıp yere attı ardından cebindeki oku çıkarıp havaya fırlattı, okun düştüğü tarih 12 Eylül 2025 yani 1 yıl sonraki doğum günüydü "Tanrı bile benimle alay ediyor" dedi kendi kendine zira o ok yaşamına son vereceği günü işaret ediyordu, artık neredeyse günlüğe dönmüş intihar notunu çıkarıp yazmaya devam etti;
" İnsanın potansiyeli kanepenin arasına sıkışmış bozuk paraya benzer, otururken tesadüf eseri fark edersin, parayı ürkütmeden yavaşça parmak hareketleriyle almaya çalışırken ya tamamen düşürüp kaybedersin ya da tutmayı başarırsın, ben bozuk parayı tutabilenlerdenim fakat elime aldığımda fark ettim ki para çoktan tedavülden kalkmıştı." evet yaşarın boşa harcanmış bir potansiyeli mevcuttu fakat bu potansiyeli sonuna kadar kullansa bile dünyaya en fazla bir çam ağacı kadar fayda sağlayabilirdi, yıllar boyunca sürekli dış etkenleri bahane ederek baskıladığı karakterini ortaya çıkaramadığı için hiç varedilmemiş yetilerini kendi iç dünyasında abartıyordu ve aynı zamanda yarattığı bu kısır döngü kendini daha da dibe çekmesinde büyük rol oynuyordu. Cümlelerini bitirdikten sonra eli sigara paketine uzandı, paketin boş olduğunu fark eden Yaşar yerinden kalkıp ceketini aldı ve kendini dışarı attı. Saat gece 3 suları "bu saatte açık yer bulmak zor" dedi kendi kendine ve açık bakkal bulana dek yollara koyuldu, saatlerce yavaş adımlarla yürüdü en sonunda kendini tren garının önünde buluverdi, kafasında tek bir düşünce dahi geçmiyordu ta ki kendini bir vagonunun içinde ankara istikametine doğru ilerleyen bir trene binmiş olarak buldu, hem son kez eski günleri yad etmiş olacak hem de belki notunu yazmaya devam etmek için ilham bulmuş olacaktı, koltuğuna hiç oturmadan restorant bölümüne geçti ve insanlara mümkün olduğunca uzak bir yere geçip oturdu, dalgın bir şekilde trenin camdan dışarıyı seyrederken 1900lü yılların giyim kuşamına sahip bir adamın yansımasıyla karşılaştı kafasını çevirip adama baktı, adam gür bir ses tonuyla "iyi akşamlar saygıdeğer yolcu!" dedi Yaşar şaşırmış bir şekilde adamı incelerken adam "hafifçe gülerek beni beğendiniz sanırım? tasalanmayın bilmukabele, müsade buyurursanız oturmak isterim zira diğer tüm masalar dolu" dedi ve Yaşarın onayını beklemeden oturdu. Adam hiç gözlerini ayırmadan Yaşara bakıyor Yaşar ise oralı olmadan dışarıyı seyretmeye devam ediyordu, derken bir anlığına adamla göz göze geldi bunu fırsat bilen adam sordu "Tam şuan aklınızdan ne geçiyor sayın yolcu?" Yaşar adamdan rahatsız olduğunu belirtmek için duruşunu düzeltip söze başlayacaktı ta ki adam buna fırsat bile vermeyerek "Efendim kabalığımı mazur görünüz kendimi tanıtmadım ben deniz Korhan Şensoy!" diyerek masanın üzerinden kartvizitini uzattı kartın üzerinde A. Rıza Eskici isminden başka bir şey yazmıyordu, başta adamın deli olduğunu düşünen Yaşar adamla konuşmaya başladı fakat diyaloğun devamında adamın yazar olduğunu öğrendi, notunu yazmaya devam ederken Korhandan öğrendikleri işe yarayabilirdi bunu fırsat bilen Yaşar tüm hayatını adama anlatmaya başladı, Korhan dikkatlice dinliyor zaman zaman söze girerek yerinde sorular soruyordu. Vakit hızlı geçmişti tren Ankara raylarına kavuşmak üzereyken Korhan, Yaşara bir teklifte bulundu "Gerçekten çok etkileyici ve ilham verici bir hayat hikayeniz var sayın Yaşar, şuan üzerinde çalışmakta olduğum tiyatro eserini sayenizde tamamlayabilirim aynı zamanda tiyatromda sahne almanızı teklif ediyorum eşi görülmemiş bir oyun sergileyeceğiz!" dedi, bunu merak eden Yaşar adama kendisine nasıl bir rol teklif ettiğini sordu, Korhan ise iki elini masaya koyarak "Bok!" dedi ardından gülmeye başladı ve devam etti "giriş faslında atın sahneye bıraktığı bok olacaksınız ve oyun boyunca sahnenin kenarında hareketsiz kalacaksınız" diye ekledi, Yaşar bu duruma herhangi bir reaksiyon göstermedi zira ne kendine saygısı ne de enerjisi kalmıştı derin bir nefes verdikten sonra kafasını çevirip camdan dışarıyı seyretmeye devam etti, Yaşardan tepki alamayan adam ise yargılayıcı bakışlarla ayağa kalktıktan sonra cebinden çıkardığı piposunu yaktıktan sonra ağır adımlarla gözden kayboldu.
"Günler geçtikçe hayatım absürt bir filme dönüşüyor gibi, sanki günden güne hayat gerçekliğini yitiriyor, insanlar, yüzler, kurulan cümleler, karşılaştığım olaylar eskisi gibi gerçek hissettirmiyor, sanki gerçeklik parçalanmaya başlıyor ve ardında gizlediği gizemi yavaşça ortaya çıkarıyor gibi, rüyalarım daha gerçek hafızamdaki anılar daha elle tutulur gelmeye başladı belki de zihnim kendimi öldürmemem için son kozunu oynayarak beni hayatta tutmak adına beni bir deliye dönüştürmeye çalışıyordur." Yaşar trende uyuya kalmıştı uyandığında trenin durduğunu fark etti ve iner inmez ilk gördüğü büfeye uğrayarak bir paket monte carlo istedi ve dönüş için Kayseri trenine doğru yürümeye devam etti.
Günler Yaşar için geçmek bilmiyordu, intihar edeceği günü sabırsızlıkla bekliyordu, zaten halihazırda en dibe ulaşmıştı, neredeyse evindeki tüm eşyaları satmıştı ve tüm parasıyla alkol alarak 12 Eylül tarihini kendine daha hızlı yaklaştırıyordu, notunu yazmaya devam edecek herhangi bir materyal bulamayan Yaşar odasının duvarlarına yazmaya başladı "yaşadığım yerdeki en ucuz şey gerçekler, çocukluğumdan beri yüzleşmekte olduğum alıştığım gerçekler, bugün sigara almaya dışarı çıkarken karşı komşum kapısını açtı ve evden yayılan koku ilkokulda öğle arasında beslenme çantamı açar açmaz hissettiğim kokuyu bana anımsattı, ucuz plastik, evde dün akşam yapılmış poğaça, mandalina ve bir tane şeftalili gold meyve suyu, eskiye dair hatırlayabileceğimi hiç düşünmediğim anılarımı çok daha net hatırlıyorum fakat bu durum bana huzur ve nostalji hissinin yaşatmasının yanı sıra o zamanlardan beni bu günlere kadar sürükleyen travma ve psikolojik temelleri daha net görmemde yardımcı oldu ilk öğretmenim Nergisin herkese tek tek babasının yaptığı işi sorduktan sonra babam şantiyede bekçi diye beni bina görevlisinin oğlu Faruğun yanına oturtması, çarpım tablosunda 9 a gelince unuttuğum için bana uyguladığı şiddet liste uzayarak gidiyor, doğduğum coğrafya ve çevreye anne babaya ve bunların toplamında ilmek ilmek örülmüş bir kader, ne kadar ilerleyebilirdim ki zaten? büyük bir yazar olmayacağımı ve 20 yıl sonra bir sabah uyandığımda gözlerimi açıp güne başlama isteğini bile kendimde bulamayacağımı keşke o gün birisi gelip söyleseydi, hala 9 ile bir sayıyı çarparken zorlanıyorum."
Yaşarın bu boktan hayatını sona erdirmesi için ben bile yazarken acele ediyorum zira böyle bir hayatın daha fazla evrende yer kaplamaması her canlı için en faydalı hadise olacaktır, fakat ilginçtir ki yaşar bu intihar mektubuna okadar odaklanmış durumda olacak ki toplansa neredeyse ufak bir kitap haline gelecek bu notları daha büyülü hale getirmek adına sahafları geziyor albert camus, paul sartre gibi çeşitli felsefecilerin kitaplarını notunun ilham kaynağı olarak kullanmaya çalışıyordu fakat bu hikayenin sonu onun da içten içe bildiği gibi haberlere konu olacak veya çığır açacak bir manifesto olmayacaktı, onun farkında olmadan günden güne besleyerek büyüttüğü bu dünyaya iz bırakma içgüdüsü aynı bir mağra adamının mağra duvarına çizdiği çöp adamdan farksız olmayacaktı.
Yaşarın doğum gününe günler kala vücudunu heyecan kaplamaya başladı bu his en yakın heyecan olarak tanımlanabilse de aslında çok farklıydı notunu hayatına son vermeden hemen önce noktalayacak ve eserini dünyaya armağan edecekti, "Evet ve perde kapanır tiyatro sona erer.. Yarın bu sonsuz döngüye tekrar armağan edeceğim yaşamımın son cümlelerini yazmak üzere uyanacağım, biliyorum ki zaman denen birbirine düğümlenmiş bu garip ipliğin sonsuzluğunda sonsuz kere sona erdirdiğim bu bilincin yarın tekrar kutlamasını yapacağım"
Yaşarın bugün en değerli olduğu gündü, güneş onu selamlayarak doğmuş, bulutlar onun için kümelenmiş, rüzgar onun şerefine esiyordu. Evet Yaşar bugün bu kadar değerli birisiydi ve işte son gününe gözlerini açtı uyandığını idrak dahi edemeden sanki içerisinde şimşekler çakıyor gibiydi gariptir ki hiç olmadığı kadar mutlu ve hayat doluydu hayatın güzelliğini her hücresinde hissediyordu bunun nasıl olduğunu anlayamayacak kadar da şaşkındı zira bir insan son gününde nasıl bu kadar iyi hissedebilirdi ki? içindeki mutluluk onu zaptetmişti yeni doğmuş bir bebek gibiydi ve bu yaşama sevinci onu intihardan vazgeçme eşiğine kadar getirmişti, şok içinde olan yaşar aşıklar bahçesinin bir bankında uyandığını fark etti buraya nasıl geldiğini dahi ikinci planda sorguluyordu yattığı yerden doğruldu ve ayağa kalktı, içinde kelebekler uçuşan Yaşar intihar notunu yok etmek üzere hızlı adımlarla evin yoluna doğru koyuldu, evet herşey değişmişti Yaşar intihar etmekten vazgeçmişti fakat durum sadece kendi içinde yaşadığı bir şey de değildi yoldan geçen insanlar dahi kendisine gülümsüyor tebessüm ediyor geçtiği her yerde gözleri üstüne çekiyordu dünya sanki tersine dönmüştü, Yaşarın hislerindeki bu tutarsızlık onu endişelendiriyordu fakat o aynı bir uyuşturucu etkisinde gibiydi eve gidip o notu görünce büyünün bozulacağını düşünen Yaşar evin önüne geldikten sonra kapıyı açmaktan vazgeçti, dünya gözüne bambaşka bir gezegen gibi görünüyordu, borç taktığı tekel sahibi Şahin bile onu görünce selam vermiş halini hatırını sormuş en yakın zamanda ziyaretine geleceğini söylemişti. Yaşar eve gidemiyordu ne yapacağını bilmiyordu fakat yaşadığı anın her saniyesinin tadını çıkarıyordu hiçbir şeyin önemi yoktu, her zaman nefret ettiği mahallesinde keyifle geziniyordu.. en dipte olduğu anları yaşadığı, ait olduğu yerler ona yabancı hissettiriyordu. Her zaman uğradığı aslan çay ocağına oturdu, masada duran gazete dikkatini çekmişti tam bundan bir yıl önce intihar notunu başlattığı o gazetenin aynısıydı, evet tarihler 12 eylülü gösteriyordu fakat geçen seneye aitti, bu durum Yaşarın içine kurt düşürdü telefonu kaldırıp baktı ve şoka uğradı çünkü tarihler tam bir yıl öncesini yani harman bardaki intihar notuna başladığı o meşhur geceyi gösteriyordu.. Yaşar kalktı ve harman bara doğru gergin ve hızlı adımlarla yürümeye başladı, barın camından içeri baktığında gördüğü manzara karşısında dona kaldı zira içeride elinde kalemle gazeteye yazı yazmakta olan kendisini izliyordu bir süre sonra Yaşar kendine o korkutucu soruyu sordu "Şuan ben bir yıl önceki kendimi dışarıdan izliyorsam şuanki ben kimim?" ardından ellerine baktı, uzun ojeli tırnakları cırtlak pembe taytı ve sapsarı saçlarıyla yaşar bir kadın olduğunu fark etti fakat sıradan bir kadın da değildi çok geçmeden farkına vardı.. Yaşar müdavimi olduğu kalenin önündeki orospuya dönüşmüştü.. durumun şokuyla dona kalan Yaşar ikinci şoku barın kenarındaki kişinin yani bizzat kendisinin ona keskin bir şeklide bakar bulunca yaşadı, dışarıdan izlediği Yaşar elindeki kalemi bıraktı önündeki gazeteyi katlayıp cebine koydu ve barın kapısını açtı.. sigarasını yaktıktan sonra orospuya yani kendisine doğru yaklaştı ve sordu
"Sakso kaç lira ?"
Yenisey C.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder